
Yazılarımın çoğunda bayan renkli'den bahsediyorum.Bazı yazılarıma Gökçe'ye armağandır diyerek başlıyorum o hissediyor ben yazıyorum.Onlar iki kişi aslında.Ayrılamayan,aynı gururu,aynı öfkeyi,aynı aşkı (bir tanesi inkar etse de) paylaşan.
Babasının kızı Gökçe.Öyle demişti bana.Ben de kendimden yola çıkarak onu dillendirdim yine.Duyguları,öfkesi,pişmanlığı ama hala beslediği umudu birilerine ulaşsın diye.Ulaşıyor biliyorum.Önce bendim çünkü tekrar tekrar aynı hataları yapan küçük kız,sonra gökçe.Belki aynı dut ağacının altında ağladık,bilmiyorum.Önce kimdi onu da bilmiyorum...
Herkes benzer duyguları paylaşıyor çoğu zaman.En çok da ben.Geçmişteki hatalarımız bizi birbirimize büyütürken,eskileri tekrarlamamayı,fazla tökezlememeyi,konuşmadan önce iki kere düşünmeyi öğretiyor aynı zamanda.İlk acının verdiği pişmanlıkları 'iyi ki' ler alıyor.
Bazen arkadaşların rastlıyor hikayenin kahramanlarından birine,kalabalığın içinde.Gülümsüyorlar.Bir küçük merhaba belki.İki kişi arasında yaşananlardan bağımsız ta içten gülüyorlar birbirlerine.Ya da sen hergün dünyanın ne kadar küçük olduğuna bir kere daha şaşırıyorsun bir balık lokantasında.Belki bir hastanenin kafesinde.Belki de şimdinin esas oğlanı, hikayenin eski kahramanı ile aynı havayı soluyor hergün.Sen yaşadığın hiçbir şeyden pişmanlık duymadan gecenin bir köründe kasımın soğuk kollarında sevgili ile dertleşiyorsun çam kokan balkonunda.Bazıları ile yollarının daha birbirini tanıyacak fırsatı bulamadan ayrıldığını düşünürken buluyorsun kendini ve onu.Her hikaye başka oluyor ve sen büyüdükçe her hikayede aynı kahraman olmuyorsun artık.
Düşünüyorsun...Belki birileri daha çok sevildi,belki zamanı değildi.Sen birkaç yıl önceki inatçı çocuk değilsin,ben de o eski ufak kız.Birileri oldu ve geçti,beni sana seni bana büyütüp gitti.Ona da öyle diyorsun.Sonra tüm pişmanlıkların,hataların,üzüntülerin yine dolunayın olduğu bir gece dudaklarının birleşmesiyle ayağına bir haylaz kedi dolanırken bir çırpıda uçup gidiyor.
Bir de biliyorsun sen yazdıkça Gökçe ağlıyor...