Rss Feed

İdiotik Vakka Prensesi

Bugün sizlere bir olgu sunumu yapacağım...

İdiotik vakka prensesleri (adından da anlaşılacağı gibi ) İd, İdiot,İdiii...vs gibi çok çeşitli biçimlerde çağrılabilmektedir.Bu türün en önemli özelliği inanılmaz güzellikte yaratıklar olmasıdır.Ruh güzelliğini söylemiyoruz bile.
-Çok sıcak kanlıdırlar,çok kolay ev arkadaşı olabilirler.Yemek yemeği bir zorunluluk değil zevk olarak gören bu türümüz, sizin sevmediğiniz yemekleri bile karşınızda'ımmm hımm owww,muhtiii ' şeklindeki nidaları ile yenilebilir hale getirirler.Meraktan yersiniz hani.
-Hayran kalınabilecek derecede taklit yetenekleri vardır.Kimleri taklit edebildiğini burada yazmıyoruz çünkü okuyup da taklitlerinden herhangi birini hatırlayan bir kişinin gülmesini toparlayamayabiliriz.
-Dili oldukça iyi kullanırlar.Türkçe'de türetemedikleri sözcük yoktur.Örneğin Burcu isimli bir arkadaşımız Burtefakt olabilir ki o arkadaşımız o gün artefakt sunumu yapıyordur,'Burtefakt gel seninle ittifak yapalım' der,bitersiniz.Muhteşemler her zaman muhti 'dir.Ne yapıyorsun sorusuna verdiği cevap takılmeyşıns'dır,minibüs şoförleriyle polemiğe girmeyi sevmez ama yeri gelince türüne has olan mimik kullanma becerisiyle insanı susturur.
-Yemek yapmayı pek sevmez.Kendi deyimi ile 'Fikir adamıdır' o sosları tatları yaratır e biri de pişirsin artık :)
-Müzik zevki fransız mutfağı gibidir.365 çeşit sos kıvamında geniş bir yelpazesi vardır.
-Fazla dindar değildir.Bu türümüzün en dindar olduğu zaman hafif bir zelzele anında görülmüştür bir sefere mahsus :) Bismill diye başlayıp nasıl tamamladığına kendi de şaşmıştır.O gece korku yerini gülme krizine bırakmıştır.
-Bu türün bir de erkeği vardır.Ondan şu yazımızda bahsetmiştik.
Daha sayılamayacak,belki yazılamayacak ancak yaşanınca anlaşılacak birçok özelliği vardır,aklıma gelenler bunlar.

Sonra bu tür ani bir kararla Erdoyan'ı da alıp Amerika'ya gider.Fazlaca özlenir.Yolları gözlenir.Orda sana hakuna matata dansı yapacak benim gibi çöp bacaklı kızlar yok ama dediklerimi unutma.Burda söyleyemeyeceğim sen biliyorsun ve gülüyorsundur şu an :) Gitmeyesiceydi ya...
Sözümü tuttum,ağlatmayan bir yazı yazdım.


Trafik




İzmir'de trafik sorunumuz yoktu o da oldu çok şükür.Haftasonu saat 5'ten sonra üçkuyulardaki arabalar kendini FSM köprüsünde sandığından milim milim ilerleyerek gitmek zorunda kalıyorsunuz.Sahil candır diyorsunuz,bazen orda bile takılıyorsunuz.İyi oldu baya bu,tek boş vaktimiz olan haftasonunu da Alsancak'a ulaşmak için çırpınmakla geçirelim.Oh mis...

The Cake



Kadın olmak ne ...tan şey kardeşim.Herşey hormon yani bu mudur? Ben de asabım bozulunca bir çıkıp içeyim, halı saha maçına gideyim ne bileyim playstation oynayayım aklıma bunlar gelsin istiyorum... Yemek ne demek ya,ayıp! Bir sakızlı muhallebi,bir vişneli cheese cake 5 tane patatesli poğaça bilanço bu mudur? Ben genel konuşuyorum yine Uykusuz beyciğim :)



Hayır bir de ben zayıf bir insanım yesem ne olacak da...Ayıp

Ilık Alsancak


Dün yazdan kalma bir Alsancak akşamında Şarap Evi'ndeydik.Çok sevdiğim bir grup arkadaşımla buluşup liseden arkadaşlarımızı dinlemeye gittik.Aytek ve Tugan yine aynı zıpırlıkları ile gülerek karşıladılar bizi.Küçümen beni, daha da büyüttükleri baba göbeğine şevkatle bastırarak sevdiler.(Ritüelimiz ne zaman değişecek bilmiyorum,benim uzamayacağım kesin)

Akın,Burcu ve İdille Alsancak yolculuğumuz boyunca liseden sonra olmak istediğimiz yerde miyiz konulu konuşmamız Şarap Evi'nde de sürdü.Geceye damgasını vuran TUS olsa da nisandan sonra artık bu konuyu kapatmış olma ümidi ile konuşmalarımıza anılarla devam ettik.Bol kahkahalı,bol anılı,şaraplı,Aytek'li ,Tugan'lı,Sercan'lı (bak unutmadım seni) bir gece geçirdik.Masamızda bir dağcı eksikti,onu da ben zaten kadehimin köşelerinde parmak uçlarımla selamladım.Ne güzel akşamdı...

Aytek bunu pek güzel söyler,sevdiğimi de bilir.:)Dün de söyledi,teşekkürler efendim.Bir dahakine ben de bir şarkı söyleyeceğim.

Yağmurdan sonra


Yazılarımın çoğunda bayan renkli'den bahsediyorum.Bazı yazılarıma Gökçe'ye armağandır diyerek başlıyorum o hissediyor ben yazıyorum.Onlar iki kişi aslında.Ayrılamayan,aynı gururu,aynı öfkeyi,aynı aşkı (bir tanesi inkar etse de) paylaşan.Babasının kızı Gökçe.Öyle demişti bana.Ben de kendimden yola çıkarak onu dillendirdim yine.Duyguları,öfkesi,pişmanlığı ama hala beslediği umudu birilerine ulaşsın diye.Ulaşıyor biliyorum.Önce bendim çünkü tekrar tekrar aynı hataları yapan küçük kız,sonra gökçe.Belki aynı dut ağacının altında ağladık,bilmiyorum.Önce kimdi onu da bilmiyorum...

Herkes benzer duyguları paylaşıyor çoğu zaman.En çok da ben.Geçmişteki hatalarımız bizi birbirimize büyütürken,eskileri tekrarlamamayı,fazla tökezlememeyi,konuşmadan önce iki kere düşünmeyi öğretiyor aynı zamanda.İlk acının verdiği pişmanlıkları 'iyi ki' ler alıyor.

Bazen arkadaşların rastlıyor hikayenin kahramanlarından birine,kalabalığın içinde.Gülümsüyorlar.Bir küçük merhaba belki.İki kişi arasında yaşananlardan bağımsız ta içten gülüyorlar birbirlerine.Ya da sen hergün dünyanın ne kadar küçük olduğuna bir kere daha şaşırıyorsun bir balık lokantasında.Belki bir hastanenin kafesinde.Belki de şimdinin esas oğlanı, hikayenin eski kahramanı ile aynı havayı soluyor hergün.Sen yaşadığın hiçbir şeyden pişmanlık duymadan gecenin bir köründe kasımın soğuk kollarında sevgili ile dertleşiyorsun çam kokan balkonunda.Bazıları ile yollarının daha birbirini tanıyacak fırsatı bulamadan ayrıldığını düşünürken buluyorsun kendini ve onu.Her hikaye başka oluyor ve sen büyüdükçe her hikayede aynı kahraman olmuyorsun artık.

Düşünüyorsun...Belki birileri daha çok sevildi,belki zamanı değildi.Sen birkaç yıl önceki inatçı çocuk değilsin,ben de o eski ufak kız.Birileri oldu ve geçti,beni sana seni bana büyütüp gitti.Ona da öyle diyorsun.Sonra tüm pişmanlıkların,hataların,üzüntülerin yine dolunayın olduğu bir gece dudaklarının birleşmesiyle ayağına bir haylaz kedi dolanırken bir çırpıda uçup gidiyor.

Bir de biliyorsun sen yazdıkça Gökçe ağlıyor...

Babasının kızı



Bu dünyada 'annesinin biricik oğulları' var da 'babasının biricik kızları' yok mudur hiç?


Merhaba Baba;
Artık ıslıkla çağırdığın o küçük kız yok yanında.Her düştüğünde yarasını üfleyip geçti diyemiyorsun.Karanlıktan korktuğumda dizlerine sarılacak boyu da çoktan geçtim artık.Birisi beni üzdüğünde ellerine de yapışamıyorum senin.Kedilerin kuyruklarını da çekiştiremiyoruz beraber.Bisikletimin arkasından beni tutan elin de yok.Uykuya dalamadığımda göğsüne yatmak için oldukça büyüğüm.Canım sıkkın olduğunda oynadığımız oyunlar nerede?Keşke yine oyunlarla geçecek sıkıntılarım olsa.Oyuncaklarımdan bıktığımda buzdolabı kartonundan yaptığın ev geliyor aklıma.Sadece sabahları değil akşamları da içinde kalabileyim,kitap okuyabileyim diye elektrik de çekmiştin içine.Dışını birlikte boyayıp süslemiştik.İçinde annem sen ve ben kek yiyip çay içerdik.Ev içinde ev.Güven içinde güven.Elini uzatıp her an tutabilecekmiş gibi yakın tuttun beni kendine,büyüdüğümde ise bir başkasının elini tutup gitmemi kolaylaştıracak kadar da uzak.Neden kendinden bir tane daha olmadığını söylemedin bana hiç?
Korktuğumda yanımda kalmıyorlar,düştüğümde yaramı üflemiyorlar baba.Beni arkamdan tutan bir elleri olmadığından güvercin tedirginliği ile yaşıyorum her dakikasını.Kedileri sevmiyor bazıları.Oyunlar oynuyorlar ama bizimkisi gibi değil.Kimse karanlıklarımı aydınlatmıyor.Güven çemberimin iki ucu hiç birleşmiyor.Keşke bu denli güçlü kılmasaydınız beni?Kararlarını kendi başına verebilen,başı bu denli dik,inatçı,güçlü olmasaydım da benim gibi olmayanları görünce şaşırmasaydım.Beyaz atlı prens hikayeleri ile büyütmedin beni,her zaman gerçekçi oldun.Ama keşke söyleseydin prens öpünce uykulardan uyanılmadığını asıl prensin öpücüğü ile gaflet uykularına dalındığını.Merhaba baba,ben büyüdüm...


Annesinin biricik oğlu,çocuk olsaydık eğer,eminim,eminim babam seni döverdi!

kendi kendinin kahramanı



**Tatsız günlerimin neşesi olan bayan renkli'den bugün öğrendim ki Sercan,yazılarımı okuyup pek çok beğendiği için ona beste yapmamı istiyormuş.Ne demek efendim...Verin acıyı,yapayım :)

We are the music makers, and we are the dreamers of dreams

**Uykusuz,Jan von Holleben fotografları çekerken keşke beni de çağırsaymış.Bayıldım ! Kendi kendinin kahramanı hikayesi devam edecek Jan'ın fotografları ile.Teşekkürler...

Ha yazdım,ha yazacağım...